Gölgelerin Kaderi

"Yeter kaderimizi değiştirmeye bazen, onu sadece anlamaya çalışmak."

Yorumlar

Bu sayfayı “Gölgelerin Kaderi‘ni okuma zahmet ve nezaketini göstermiş arkadaşlar için ayırdık. Yapacağınız olumlu ve olumsuz tüm eleştiriler için şimdiden teşekkürler.

Yorumlar

  1. Erdem dedi ki:

    Aşağıda yorumlarını benden esirgememiş bütün arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler.

  2. Gökhan Ali Gökan dedi ki:

    Sevgili Erdem,

    Her şeyden önce, Gölgelerin Kaderi’ni yazmış olmanın bence başlı başına bir başarı olduğunu belirtmek isterim. Bir oyunu hikaye kurgusu içinde anlatmak hiç de kolay bir şey değil. Bunun yarattığı problemlere eleştiri bölümünde detaylıca değindim. Kurguyu hikaye için değiştirdiğin ve bazı problemleri çözdüğün belli oluyor ancak tüm sıkıntıları da gideremediğin bir gerçek.

    Görüşlerimi yazmadan önce; benden daha önce yapılmış eleştirileri özellikle okumadığımı da belirtmek isterim. Bunun bir kaç sebebi var; eleştirilerin spoiler olmasını, eleştirilerden negatif veya pozitif bir ön yargı edinmeyi ve “bu eleştiri de yapılmış zaten” deyip kendimi yıldırarak eleştiri yapmaktan vazgeçmeyi istememem. Bu yüzden bazı eleştirilerim daha önce yapılanların tekrarı gibi veya taban tabana zıt olabilir.

    Öncelikle terim çevirisi konusu ile başlayalım:

    Bence Jedi, Sith gibi uydurulmuş kelimeleri çevirmek gereksiz) ama illa çevirmek istiyorsan:
    Jedi: Derviş (Ayrıca değişik seviyeleri için loncalarda bulunan çırak kalfa ve usta mertebelerini kullanabilirsin.)
    Jedi Order: Tarikat
    Electromagnetic Spectrum: Elektromanyetik Tayf

    Eleştiri kısmına gelirsek:

    Bence senin bir editöre ihtiyacın var. Tüm iyi yazarların kitaplarını gözden geçirip düzelten editörleri var. Zira insan kendi hatasını göremiyor.

    Kitabın genelinde imla hataları, anlatım bozuklukları, Türkçe’de yeri olmadığını düşündüğüm ifadeler ve yanlış kelimeler mevcut (gerek anlam olarak gerekse word autocorrect tarafından yanlış düzeltildiğinden dolayı.).

    Bir de mantıksal hatalar olduğunu düşünüyorum. Bu hatalardan birkaç örneği paylaşmak istiyorum:

    Sayfa 8: Usta Farzin siz eğitiminize geri dönün diye tarikattan ayrılmış Giges’a hitap ediyor.

    Sayfa 19 Paragraf 11: Gezegenin güneydoğusu olmaz. Bulundukları koordinatın güneydoğusu olur.

    Maden kolonilerinin neden bir bölgede yoğunlaştığı ile ilgili açıklama paragrafı bence bilim kurgu janrının olmazsa olmazı. Bu sebeple bu paragrafa yer vermene bayıldım. Ama maalesef anlatım bozukluğu var. Anlatım bozukluğunu gidersen ve bunun gibi bilim kurgu janrının “bilim” kısmına dokunan daha çok paragraf eklesen müthiş olur.

    Temayül kelimesini bilerek mi kullandın? Bana doğru anlamda kullanılmamış gibi geldi.

    “ustayı bulsak bile kötü bir sürprizden olmasın” ve “Işın kılıcı içeren pazarlıklar” gibi ifadeler hikayenin İngilizce’den çeviri (üstelik kötü bir çeviri) olduğu hissini veren günlük Türkçe açısından pek normal sayılmayabilecek ifadeler. Bunun gibi başka ifadeler de var.

    Bos’un tepesindeki savaş sahnesinde hava direncinin ihmal edilmesi. (200 km hızla giderken)

    “Kendisini sadece ışık oyunlarından değil, gücün gözünden de saklayarak yürüyordu” ifadesi de anlatılmak isteneni anlatmıyor.

    Şu diyalogda
    Z: “Eskiden öyleydi. Simdi ne yaptıklarını kimse bilmiyor. Senato Kuat Sistemlerin tasınır, tasınmaz tüm varlıklarına el koymus.”
    M: “Senato mu? Nasıl olur ki öyle bir sey?”
    Z: “Senato değil, imparator.”

    Zal’ın önce senato deyip sonra senato değil demesi

    Kurgu, ve yapı ile ilgili görüşlerim de şu şekilde:

    Yer isimlerinin bazılarının setting’den doğrudan alınması diğer büyük kısmının ise Türkçe olması bence pek iyi olmamış. Dil seçiminde tutarlı olmanın büyük faydası var. Uydurulmuş kelimeler kullanabilirsin, SW evreni buna çok müsait.

    Meteo elma yiyor, hikayenin sonunda da buğday tarlalarında dövüşüyorlar. SW settingi bu konularda normali pek de içermeyen bir setting, onun yerine çok sayıda ve çeşitli egzotik bitki, hayvan ve ırklar ile dolup taşıyor. Bunların yerine xxx meyvesi ve yyy tarlası olsaydı daha iyi olurdu.

    Ana karakterlerin ırkları ve diğer genel görünümleri daha çok tasviri hak ediyor. Ayrıca daha çok background bilgisine de ihtiyaç var.

    Nikeleo’nun isminin ilk geçtiği yerde hikayeyi bir kahramanın gözünden anlattığın düşünülürse bunun çok erken olduğunu düşünüyorum. Hem Giges’ın bunu öğrenmesinin hiç bir yolu yok, hem de bu aşamada esrarengiz karakter olarak kalması kurgu açısından daha iyi olurdu. Adını en erken 5. bölümde zikretmen ve karakter tanıtımını yapman daha doğru olurdu.

    Oyundan hikaye yapmış olman da kurgu açısından seni çok zorlamış olmalı. Özellikle Temir’in ölümü konusu sıkıntılı. Anladığım kadarı ile Temir’in grup ile uyum sorunu vardı ve karakterin değişmesi gerekti. Ya da belki bir şanssızlık eseri hayatını kaybetti. Ancak hikayenin kurgusu açısından bakarsan, hikayenin başından beri Nikeleo’yu öldürme isteği nedeniyle hikayeyi çok güzel taşıyabilecek bir karakter boşu boşuna ölüp hikayeden ayrılıyor. Mesela şu anki haliyle Temir’i hikayeden çıkar Nikeleo’yu başka bir şekilde hikayeye dahil et, hikaye hiç değişmez. Ancak eğer hikayenin sonuna kadar yaşasaydı veya ölümünün kurguya önemli bir etkisi olsaydı, hikayeyi çok güzel taşırdı. Ya tamamen karakteri çıkarmak, ya onun ölümünü Giges’ın karakter gelişiminde bir şeye bağlamak, ya da Temir’in hiç ölmediği bir senaryo ile hikayeyi baştan yazmak daha doğru olur.

    Benzer bir durum Jotun için de geçerli. Hiç hikayeye girmese olur. Çok silik ve hikayeye hiçbir katkısı olmayan bir karakter. Oyuna neden girdiği anlaşılıyor ama hikayede olmamalı. Ayrıca Jotun’un ırkı da bir sorun. İlla yer verilecekse Star Wars evreninden bir ırk ile değişmesi uygun olur.

    Burada belirtmeden geçemeyeceğim, hikaye senin hayal dünyan olduğu ve PC’ler başka insanların hayal dünyasından geldiği için, NPC’lerin daha derinlikli karakterler olduğu söylenebilir. Bence PC’ler üzerinde de çokça düşünüp onlara kendi hayal dünyanda bir yer vermeli ve bu şekilde derinlik kazanmalarını sağlamalısın.

    Yine modül uyarlaması olmasından dolayı hikayenin girişi ile sonunun birbiri ile alakası yok gibi görünüyor. Bu nedenle, hikayenin sonu dediğimiz noktada, giriş kısmında anlatmaya başladığın konu açısından olaylar tamama ermemiş gibi görünüyor. Kitap bittiğinde LotR The Two Towers’ı izlemiş gibi hissediyor insan kendini. Örnek olarak söylüyorum, kahramanlar direnişin kuruluşunda önemli bir rol oynasalar o zaman hikaye bir sona ermiş olur. Bu, bir oyun senaryosu açısından çok sorun olmasa da bir hikayenin başarısı açısından büyük önem arz ediyor.

    Sonuç olarak; öncelikle ellerine sağlık. Ben hikayeyi severek okudum. BKF edebiyatı ile ilgilenen ve oyun oynayan bazılarımızın (başta benim) isteyip de yapamadığı bir şeyi yapmışsın.

    Bir daha böyle bir zaman ve enerji bulabilirsen hikayeyi devam ettirip daha “son” bir sona erdirmeni çok isterim.

    Hikayelerinin devamının gelmesi dileğiyle.

    • Erdem dedi ki:

      Ali çok teşekkür ederim. Çok kapsamlı bir eleştiri yazısı olmuş. Keyifle okudum.

      Bir sürü konuda eleştiri ve yorumlarla katkıda bulunmuşsun. Aslında hepsini uzun uzun konuşmak, fikirlerimi söylemek isterim. Bir ara mutlaka buluşalım, konuşalım. Ancak şimdilik, bu cevap yazısını daha derli toplu tutmak adına, “tercih” olarak gördüğüm (bir başka deyişle tekrar yazsam aynı bırakmayı tercih edeceğim) yerler konusunda değil, seni haklı bulduğum noktalar üzerinde durmak istiyorum.

      İngilizceden kötü çevirilmiş ifadeler konusunda haklısın. Daha çok kafa yormak lazım. Gerçi bazı ifadelerin okuyucuya heyecan verdiği de oluyor. Ama son tahlilde onları daha şık ifade etmiş olmak isterdim. Daha dikkatli olmak lazım. Diğer yandan (örneğin) “ışın kılıcı içeren pazarlıklar” aslında orijinal esere de bir gönderme. Dövüş kelimesini yerine kullanılan bir akademi geleneği gibi. Kötü çeviri olduğunu söylemek zor. Zira orijinal bir ifade.

      Tasvir konusunda çok haklısın. Bu konuda hem zayıfım hem de tembelim sanırım. Okuyucunun daha kolay hayal etmesini sağlamak ve karakterleri daha derin işleyebilmek için görsel, psikolojik ve duygusal tasvirler üzerinde daha sabırla çalışmak gerekiyor. Ders çıkarmaya çalışıyorum.

      Kitabın temel bir “son” problemi olması konusunda da haklısın. Ama üçlemenin ilk bölümü olması sebebiyle kitap bitince Yüzüklerin Efendisi’nin ilk bölümü sonrası gibi hissettirmesi acayip değil aslında. Yine de bu yorumu yapan ilk kişi değilsin. Okuyucunun kitabın sonunda tatmin olması da önemli.

      Yorumların için tekrar teşekkürler.

  3. emrah gülle dedi ki:

    Erdem Kardeşim,

    Kitabı okurken “ne zaman başlıyoruz? zarlar nerede? başka kimseye gerek yok, bir dm bulun hemen bana, karşılıklı takılırız!” kıvamına geldim arada… Okuduğum 4-5 gün boyunca şu durum birkaç kez yaşandı; gece vakti, hanımla kız çoktan uyumuş, ben gün yorgunu, elimde ayped salondaki koltukta yanlamış, ama içten gelen bi heyecan, gözlerden sızan bi enerji, suratta şaşkın bi tebessüm, “helal abiii, olmuş bu iş” düşünceleri…

    Ancaaaak, sıkıntılar da yok değil tabii ve sen çok istediğin için yazalım bakalım… Bir kere metnin tamamında aynı sürükleyiciliğin olduğunu söylemem güç. Sanki ilk 1/3′lik kısım ile kitabın geri kalanı arasında üslup açısından, akışkanlık yönünden bir kopukluk var. Yani sanki kelimeler aktıkça ısınmışsın, yazdıkça açılmışsın gibi bir hava sezdim okurken. Zaman geçtikçe elin alışmış kaleme (klavyeye)… Aslında her şeyi bitirdikten sonra başa dönüp tekrar tekrar kontroller yapmanın güçlüğünün farkında olduğumdan (bi zamanlar bir tez yazmıştım), bu durumu pek anlaşılır buluyorum; ama bu yazılana “kitap” diyorsak (-ki başka bir şey denemez elbette), bahsettiğim türden bir kontrolün, belki birkaç farklı kişi/göz tarafından da, yapılması şarttır bence. Bir adım daha ilerleyip bir öneri daha getireyim; bu uyumsuzluğu atlatmanın bir diğer yolu da karakterlere ve kurgunun içinde aktığı evrene dair biraz daha ayrıntılı bir geçmiş betimlemesi yapmak olabilir. Bu sayede olay örgüsü hızlanmadan, yani henüz girizgah kısmındayken temeller yerine oturur… Şimdi kendi hakkımı da teslim etmeliyim; bak, sadece sallamıyorum, çözüm nedir, ne yaparsak olur kısmına da giriyorum, ki bu da Ahmet Çakar – Erman Toroğlu kıskacında yetişen bizim kuşak için önemli bir gelişmedir, mühim bir ilerlemedir abi…

    İkinci temel eleştirim ise savaş/çatışma (combat) sahnelerinin derinliği ile ilgili. Bu sahnelerde birden bire peydah olan baba karakterler (bkz. Jotun), “öfke nöbeti”ne giren savaşkanlar falan var ama durum fazlasıyla okuyucunun hayal gücüne emanet edilmiş sanki. Bu da bir yol tabii ama hiç fantezi oyunu oynamamış ya da bu tarz yazına yabancı kalmış/durmuş insanlar bu boşlukları doldurmakta güçlük çekebilir. Bu noktayı biraz daha açayım; şimdi böyle sağa sola saldıran tiplerden hoşlanan, gergin karakterleri övgüleyen, barbar tarza yatkın bir yaklaşım sergilemek istemem (sergileyene de laf etmem ama ben istemem), fakat gene aynı yerdeyim; türe çok aşina (ya da daha doğrusu çok hakim) olmayanlar için belirleyici unsurlardan biri, aksiyon sahnelerinin “tasvir sonucu akılda canlandırılabilirliği”dir(tam olarak “visualisation”, pek Türkçe’leştiremedim). Aslında burada biraz “satışçı/pazarlamacı” mantığı ile bakıyorum. Yani aksiyon satar, ama iyi aksiyon çok daha fazla satar! Buralarda biraz daha ince eleyip sık dokumak faydalı olur kanımca, amaç çok satmak olmasa da… Bununla bağlantılı olarak, finale doğru okuyucuyu biraz daha zorlayacak bilmeceler, bulmacalar, karmaşık durumlar, ikilemler bekliyordum ben. Ortamda hologramlar, Meteo gibi gizemli bir tip falan olunca “hah, tamam” dedim “geliyor bir akıl oyunu”… Ancak bu beklentim tatmin olmadı ne yazık ki…

    Biraz da güzellik; “efendi” ünvanının da biraz üzerinde düşündüm. “Sözü geçen, buyruğu yürüyen” anlamının yanında “nazik, kibar, sakin” da demek. Ben beğendim açıkçası, jedi ruh durumunu, hayata bakışını ve günlük yaşam pratiğini/yöntemini kapsıyor bence…

    Diğer eleştirileri özellikle okumadım, birazdan bakacağım ama gördüğün üzere ben “sistemik” düzeyde, temelle, sütunlarla ilgilenerek yaklaşmaya çalıştım… Çok ayrıntıya girip, senin üzerinde günlerce düşündüğün olayları, akışları bulandırmak, sulandırmak istemedim. Bu da yapılmalı sanırım ama bunu tek bir okumayla yapmanın çok da mümkün olduğunu düşünmüyorum. Sadece “eleştirmek” için ve bu bakış açısıyla (eleştiri gözlüğüyle) bir okuma yapılmalı… İstersen bunu da belli bir ücret mukabili yapabilirim tabii (bu da Özal kuşağı olduğumun bir göstergesi oldu sanırım)…

    Sonuç; beni gerçekten şaşırtan, doğrusu, kıskandıran bir kitap olmuş bu! İkincisinin, üçüncüsünün, fazlasının geleceğinden eminim… Aklına, yüreğine, ellerine, emeğine sağlık kardeş…

    Çok çok teşekkürler, emrah.

    Mikro eleştiri notu: şu Jotun’un adını değiştir abi; kitabı her kapattığımda, “evimiii Jotun boyasın” cingılını söyledim durdum, hoşuma gitmedi… :))

    • Erdem dedi ki:

      Eleştirileri o kadar beğeniyorum, o kadar hak veriyorum ki, içime işliyorlar. Ne kadar teşekkür etsem az. Eline sağlık Emrah!

  4. Şükrü dedi ki:

    Yorumumu kişisel blogumda paylaştım:
    sukruozan.blogspot.com.tr/…golgelerin-kaderi.html

    • Erdem dedi ki:

      Güzel bir eleştiri yazısı yazmakla yetinmemiş, bir de masaüstü rol oyunu (FRP/RPG) üzerine açıklayıcı bir kaç paragrafla da katkıda bulunmuşsun, bir de üstüne bunları kişisel blogunda paylaşmışsın. Çok naziksin, ellerine sağlık.

  5. Üveys Ekşi dedi ki:

    Sevgili Erdem,

    Öncelikle çaban, emegin ve samimiyetin için çok teşekkür ederim, ki böylece ben de oynamamış olsam da, o deneyimi çok sade ve sürükleyici bir anlatımla bir nebze paylaşma fırsatı buldum.

    Özellikle hikayenin aktarımındaki insanı içine çekiveren yalınlık ve tevazu yeni yazmaya başlayan bir yazar için çok çok ileri bir olgunluk seviyesinde. Bu sayede okuyucuyla (en azından benimle) kolayca buluşan ve okuyucuyu da maceraya dahil eden bir hikayecilik örneği olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen bu durum yazarlıktan ziyade deneyimli bir oyun yöneticisinin yıllar içinde bilenmiş hikaye anlatıcılığı yeteneğinden kaynaklanıyor.

    Genellikle oyun yöneticisi ve oyuncuların farklı vizyon ya da beklentilerinden kaynaklanan olay örgüsü zaafiyeti oldukça minumum düzeyde. Bu da hikayeyi oyunu oynamamış biri için de tutarlı ve paylaşılabilir kılan özelliklerden biri.

    Bu keyif katan özellikleri ile birlikte hikayeye roman diyebilmek şu haliyle oldukça güç. Bu aşamada bu hikayenin bir roman mı yoksa oynanan bir oyunun transkripti mi olmasını istediğine karar vermelisin diye düşünüyorum. Yani demem o ki oyun romanlaştırılırken oyunda bazen rastgele gelişen kimi olaylar hikayenin genel gidişatı ve kurgu gelişimi itibariyle bazı sorunlar yaratmış gibi. Bunlardan en belirgini Temir’in akibeti. Hikayenin oyun transkriptinden öte bir roman olabilmesi için o hikaye arkının tamamen farklı gelişmesi, en azından o şekilde kesilmemesi gerekiyordu bence, burada oyun yöneticisi olarak oyuncuya otonomi vermeni ne kadar beğenmiş olsam da yazar olarak bunu ‘makyaj’lamanı daha doğru bulurdum.

    Ayrıca hikayede zaman zaman görünen ya da karşımıza çıkan “Çehov’un silahı” kabilinden eşya, olay ya da sahnelerin uçlarının bir yere bağlanmadan unutulması/es geçilmesi de benzer bir yarım kalmışlık hissi yaratıyor.

    Karakterlerden özellikle Ent Jedi çok silik ve ne idüğü belirsiz olanı olmuş, ne diğer karakterlerle ne olayla alakası yok gibi.

    Bunlar dışında aslında ayrıntı diyebileceğim bir iki küçük eleştirim var müsade edersen.

    Hikayenin adı neden “Gölgelerin Kaderi”? Bana hikayenin içeriğiyle pek bağlantısı olmayan oyunun başında düşünülmüş sonra da kabul edilip devam edilmiş “çalışma başlığı” gibi geldi. Bence revize edilebilir.

    Yıldız Savaşları settinginin yabancı flora ve fauna zenginliğini (çok azını bilsem de en azından var olduklarını biliyorum) gözönüne alınca, galaksinin bilmem hangi köşesinde karşımıza çıkanlar elma, ayı ve sincaptan başka bitki/hayvan olabilirdi. O yabancı flora/faunayı anlatmaktan ve zihinlerimizde oluşturmaktansa zaten olanı kullanarak o ilişkiyi hızlı kurak istemiş olabilirsin ama bende ki etkisi ‘bu yabancı dünyada bunlar ne arıyor’ şeklinde oldu.

    Jedi yerine ‘Efendi’ kelimesi çok içime sinmedi, belki yine Jedi gibi başka anlamları zihnimize kazınmamış, belki yeni ya da eski ve az kullanılan bir kelimeyi seçebilirsin diye düşündüm.

    Hikayenin devamını dörtgözle bekler, gözlerinden öperim.
    Sevgiler

    • Erdem dedi ki:

      Üveys çok teşekkür ederim. Yorumların bana hem yön verdi hem de daha iyisini yapmak için istek.

  6. Arda Özkaynak dedi ki:

    Erdemcim,

    Herşeyden önce böyle bir kitabı yazmakta gösterdiğin disiplin ve internette yayınlamakta gösterdiğin cesaret için sonsuz teşekkürler. Bizi gaza getirdin, içimize umut pompaladın. Bundan sonra ben de bir kitap yayınlarsam bu biraz da senin sayende.
    Şimdi gelelim yorumlara:

    Tam tatillik güzel bir hikaye olmuş. Okuması kolay, sürükleyici ve heyecanlı. Hatta keşke buna benzer formatta kitapların sayısı artsa. Kafa dağıtmalık, popüler ‘setting’lerde geçen uzun hikayeler. Her tatilimde bunun gibilerden 2-3 tane alırdım. Eline sağlık.

    Suadi’nin işkence gördüğü bölümler çok güzel olmuş. Şimdiye kadar hiç yazılmamış (ya da benim okumadığım) bir ‘encounter’ olmuş. Sadece o bölümler bile detaylandırılıp bir kitap haline getirilebilirdi.

    Kitapta Yoda’nın söylediği bir cümle var. O senin cümlense (ne bileyim başka kaynaklardan okumadıysan) güzel olmuş. Her kitaba buna benzer bir tane koy.

    “Efendi” olmamış. Bence ya Jedi’yı kullanmalısın ya da kendin bambaşka bir kelime bulmalısın. Jedi ingilizce bir kelime değil ki Türkçeleştiresin.

    Önsözde eleştridiğin, Hollywoodvari olay merkezli format tuzağına bence sen de düşmüşsün. Ortalama 6 sayfada bir sahne değişmiş. Belki sürükleyiciliği arttırıcı bir seçim ama bana açıkçası ‘Starwars’ çizgi filmi seyrediyormuş hissi verdi.

    Ben tam bir tatlı su Starwars hayranıyım. Hiçbir ırkın ismini ve gezegenlerin coğrafyasını bilmiyorum. Hem karakterlerin hem de olayların geçtiği yerlerin tasviri daha detaylı yapılabilirdi. Düşünsene, fantastik olmayan, herkesin ‘insan’ olduğu edebiyatta bile sayfalar süren insan tasvirleri var. Ben mesela hikayenin kahramanlarını gözümde hala canlandıramıyorum.

    Kitaptaki en başarılı karakter Nikeleo. Sanırım NPC olduğu için oyun boyunca da bu karakteri çok düşünmüşsün. PC karakterileri derinleştrimek için kimbilir belki oyuncularınla konuşabilirsin.

    Son olarak bir soru: Nikeleo’nun bahsettiği bir durum var. Dönekler, dark side’ta eğitim gören adamların üstüne çıkıyor. İlk olarak bi genelleme olarak bu doğru mu, öyleyse bunun bir sebebi var mı?

    Güç seninle olsun!

    • Erdem dedi ki:

      Hikayede Yoda’dan altıntı olan (site başlığın altında da yazan) sözü bir yerden almadım. Beğendiğine de çok sevindim. Soruna cevaben, “Döneklerin daha iyi olması” ise bir genelleme sayılmaz. Nikeleo’nun ürettiği bir inanç, aslında bir tür aşağılık kompleksi. Okuduğun ve yorumladığın için tekrar teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir